Image Alt

Alzheimer Belgesel Projesi

Alzheimer Belgesel Projesi Ana Hatları

Alzheimer, geniş kitlelerin ilgi alanı ve korkusu. Türkiye’de, demansın bu en yaygın dalında, yaklaşık olarak 650 bin hasta bulunduğu düşünülüyor. Ülkemizde, “iyileşen yaşam koşulları” sayesinde uzayan yaşam süresi,  “yaşlanan nüfus” problemiyle birleştiğinde,  Alzheimer konusu daha da önemli hale geliyor.

Geniş kitleleri bilinçlendirmek amacıyla gerçekleştirilen ve değiştirilebilir faktörlere değinilerek yaşam kalitesinin arttırılması amaçlanan bu proje çalışmasında, hastanın kimliği, belgeseli ilgi çekici ve akıcı hale getirmek için özel bir öneme sahip.

Eşinin film hobisi nedeniyle, hatıralarını ölümsüzleştiren fotoğrafların yanında, Sadan Ünüvar’a ait ciddi bir 8 mm’lik film arşivi de bulunuyor. Bu arşiv, eski İstanbul görüntülerinin yanı sıra Washington, Roma, Tanca gibi şehirlerin de döneme ait görüntüleri sayesinde, belgeselin tüm dünyada ilgi görmesini sağlayacak.

Belgeselde, bu ilgiden yararlanılarak hastalığa yakalanan kişi ve ailesine yardımcı olabilecek ipuçlarının verilmesi düşünülmektedir. Alzheimer’in belirtileri, hastalığın saptanması durumunda yapılacak şeyler, hastanın daha uzun ve kaliteli bir yaşam sürdürebilmesi için gerekenler, hasta yakınlarının ruhsal durumlarını stabil tutabilmek için kullanabilecekleri yöntemler vs bu belgeselin içinde yer alacaktır.

Yönetmen olarak neden bu belgeseli çekmeye karar verdiğime gelince; 2012 Nisan ayında ‘iskemik kolit’ ameliyatı geçiren kayınvalidem Sadan Ünüvar, ameliyat sonrası hızlı bir şekilde demansa girdi. İlerleyen dönemde özbakım yetisini kaybetmesi sonucu, 2013 yılının bitimine yakın, kendisine bakmak üzere, eşimle birlikte kendisinin yaşadığı eve geçtik. Aile doktorumuzun yaptığı birkaç test sonucu, demansa girdiğini doktor onayıyla öğrenmiş olduk.

Bu noktadan sonra, eşim ve ben, hastalık hakkında bilgi edinmeye başladık. İnternetten ulaştığımız bilgiler sayesinde, Alzheimer hastalığının 3 evre ya da diğer bir tanımlama ile 7 aşamadan oluştuğunu öğrendik.  Hastalığın en önemli göstergelerinden biri de, hafızadaki kayıp oranının gün be gün yükselmesiydi.

Belgesel yönetmeni olduğumdan, mesleğim gereği, mümkün olduğunca fazla çekim yaparak, yaptığım çekimleri arşivlerim. Çünkü çevremiz her gün değişir ama bu değişim yavaş olduğundan, biz bu değişimi ancak uzun periyotlarda karşılaştırma yaparak net olarak fark ederiz.

Zaman içinde, karelerimde yer alan kayınvalidemin de değiştiğini fark ettim. Kendisini çok sevdiğimden, kayıtlarımın, onun bana kalacak anıları olduğunu düşündüğüm çekimlere başladım. Çekim ekipmanlarım profesyonel olduğundan, çekimlerim de doyurucu nitelik taşıyordu.

Evde, temizlik sırasında bulduğumuz birçok fotoğraf vb ile Sadan Ünüvar’ın oldukça renkli geçen hayatından çeşitli kesitlerin yer aldığı 8 mm’lik filmler, bize tam bir sürpriz oldu. Evdeki fotoğraf arşivi ve Sadan Ünüvar’ın oldukça renkli geçen hayatından çeşitli kesitlerin yer aldığı 8 mm’lik filmler bizim için çok önemliydi. Büyük bir kısmında, eşim Neptün Ünüvar’ın çocukluğunun da yer aldığı 4,5 saate yaklaşan bu görüntüleri defalarca izledik.  Bu arada kayınvalidemin hastalığı ilerlemeye devam ediyordu.

Kayınvalidemle oldukça sıcak olan ilişkimiz ve merakla tekrar tekrar anlattırdığım anıları, bu film ve fotoğraf arşivi ile birleştiğinde, rahatlıkla gözde canlandırılabilecek bir tarih akışı oluşturuyordu. Eşim Neptün ile birlikte, onu hep anımsatacak bir belgesel yapmaya karar verdik.

Bu belgesel, hastalıkla uğraşırken hayli yıpranan eşime manevi bir destek olurken, unutulan bir İstanbul’u da hatırlatacak, Cumhuriyet tarihimize neredeyse denk yaşamı olan kayınvalidemin hayatı Atatürk’ün ölümü, 2. Dünya savaşı, Kore Savaşı, 6-7 Eylül olayları, 27 Mayıs vb gibi cumhuriyetin dönüm noktalarına ait anılarıyla herkesin ilgisini çekecekti.

Atatürk’le resmen tanıştırılmamış olsalar da, eşi Ziyaeddin Ünüvar bir paten yarışmasında birinci olduğunda, kendisinin de, Atatürk’ün manevi kızı Ülkü hanımın nedimesi olması sonucu, yolları kesişmişti. Ziyaeddin Bey’in asker ve Washington Askeri Ataşesi olması, onlara değişik yerlerde bulunma şansı vermiş, çift, herkese nasip olmayacak anılar biriktirmişti.

Sadan Hanım’ın anlattığı neredeyse tüm olayların filmleri ve fotoğraflarının elimizde olması, büyük bir şanstı. Hastalığın ilerleme sürecinde, bu kayda geçmiş anılar, hastalığın seyrini takip açısından da, son derece net bir izlenme süreci verecekti.

Hastalık sürecinde, Sadan Hanım ile ilgili tüm detayları, evdeki yaşamını, sokak gezilerini, yazın gittiği yazlık evini vs çekip, arşivledim. Bu aşamadan sonra araştırmacı – yazar – senarist arkadaşım Kutsi AKILLI‘dan bu belgeseli senaryolaştırmasını istedim.

Çalışmamız sırasında bu kadar önemli ve nadir bir arşivin küçük, kapalı bir çevrede kalmasının doğru olmadığını düşündük. Sinemalarda oynayacak, dünyaya açıldığında benzerlerinden çok daha farklı etki yaratacak bu belgeseli dökü – drama yani içinde dramalar olan bir belgesel şeklinde gerçekleştirmeye karar verdik.